Teskeremi aldığım gün bütün arkadaşlarla ve komutanlarla vedalaştım.Komutanlar kendileri teskere almış gibi sevinmişlerdi.Acemi ve Usta birliğimi acı, tatlı anılarla Eğridir Dağ Komando okulunda tamamladıktan sonra, İstanbul’ a geri döndüm.Döndükten sonra da sade bir nikah töreni ile Nur’ la evlendim.Nur’ da ben askerdeyken Siriüs Uzay Bilimleri Enstitüsü’ nde göreve başlamıştı.Birlikte arabamızla işe gidip geliyorduk.Çok mutlu bir beraberliğimiz vardı.Evliliğimizin ikinci yılında kızımız Nurgül dünyaya geldi.Biz işte çalışırken kızımıza bazen benim annem, bazen de Nur’ un annesi bakıyordu.Günler böylece su gibi gelip geçti.Bir gün işten geç saatlerde çıkmış eve doğru gidiyorduk.Yolda bir trafik kazası olduğunu gördük.Kaza yapan aracın ön tarafında, durmamız için eliyle işaret eden oniki yaşlarında bir erkek çocuğu vardı.Hemen arabadan inip çocuğun yanına koştuk.Çocuk dehşetli gözlerle bize bakıyordu.Aracın içine baktım kimsecikler yoktu.Kazadan dolayı panik içinde olan çocuğa sordum;
“-Korkma biz sana yardım edeceğiz.İsmin ne senin ufaklık?...”
“- Canel...”
“- Arabanız yabanca plaka, yolculuk nerden böyle?...”
“- Babam Fransa’ da çalışan bir Türk işçisiydi.Fransa’ dan köyümüze gidecektik.Ailemi kazada kaybettim.Ben şimdi tek başıma ne yapacağım?...”
“- Kazada kaybettiğin ailen nerede?Ambulans filan gelip, seni neden hastaneye götürmediler?Senin akraban veya kardeşin filan yok mu?...”
“- Kaza anında arabanın arka kapısından, uçuruma yuvarlanmış ve bayılmışım.Kendime geldiğimde ailemin ölüsünü götürmüşler.Arabanın arka tarafına saklandım uyuya kalmışım.Kimsem kalmadı hayatta.Ben Fransa’ da doğup büyüdüm ve ilk defa Türkiye’ ye geliyorum...”Nur seslendi;
“- Çocuğu bizim eve götürelim hayatım.Biraz kendine gelsin, daha sonra durumu yetkililere bildiririz.”
“- Hadi atla arabaya bakalım ufaklık, bizim eve gidiyoruz...”
Çocuğu güzel bir banyo yaptırdıktan sonra karnını doyurduk.Nurgül ve Canel çok iyi arkadaş olmuşlardı.Amacımız birkaç gün içinde yetkililere durumu bildirmekti.Biz işe gittiğimiz zaman dört yaşında olan Nurgül’ e kayınvalidem bakıyordu.Akşam eve geldiğimizde kayınvalidem Hasbihal Hanım;
“- Damat bu çocuk Nurgül’ le çok iyi anlaşıyor.Ben olsam hiç göndermem.Çok akıllı ve zeki bir çocuk.Eskiden yaramazlık yapan Nurgül, Canel’ i gördüğünden beri çok uslandı ve çok neşelendi vallahi...”Nur söze girdi;
“- O zaman bir süre daha bizde kalsın.Seviyor musun Canel ağabeyini tatlı kızım?...”
“- Evet anne...Biz çok güzel oyunlar oynuyoruz.O uzaylı oluyo bazen!...”Ben şaka yollu takıldım;
“- Biz ailecek uzaylılarla uğraştığımızdan kızım bile uzaylılarla anlaşıyor abisi...”Canel seslendi;
“- Ben de dünyalılarla ilgileniyorum!...” dedi ve kahkahayla güldü.
Kitapçıda dolaşırken, yeni basılmış bir resimli kitabı görünce satın aldım.Kapaktaki resim beni etkilemişti.Çocuklara yönelik Uzaylıları anlatan bir resimli romandı.Uzaylıların, yeşile dönük bir teni, belirgin sivri bir çenesi ve iri derin gözleri vardı.Gözlerinin rengi madeni siyahtı.Kitaba şöyle bir inceledikten sonra satıcıya söylendim;
“- Uzaylıların gözlerini yanlış çizmişler, ten rengi de yeşil değil saydam istakoz derisi gibi olmalıydı.Ayrıca uzaylıların parmakları da üç adettir!...”dediğimde kitapçı bana tuhaf tuhaf bakmaya başladı;
“- Sen nerden biliyon hemşerim?Uzaylılar senin arkadaşın mı?...” diye cevapladı.”- Evet...”desem inanmayacaktı.Kitapçıya kitabın parasını ödedikten sonra eve gittim ve kızıma kitabı armağan ettim.Kızım sevinç içinde kitabı aldı ve kendi kendine konuşmaya başladı.Kitaptaki uzaylı yaratıkları gösterip;
“- Bu Canel...” diye işaret ediyordu.Nur ve ben oldukça şaşırmıştık.Ben söylendim;
“- Hayır bu Uzaylı..Canel bak karşında duruyor...”Nurgül ısrarla;
“- Hayır bu Canel.Siz gidince O şekil değiştiriyor ve uzaylı oluyor.Ben Canel abiyi çok seviyorum...”Canel’ in gözleri siyah şekle dönmeye başladı ve gözlerinden yaşlar damladı;
“- Baba...”
Bu sözü duyunca paniklemiştim ve çocuğun omuzlarından tutup, yan odaya soktum ve sordum;
“- Sen de kimsin, neden buraya geldin?...”
“- Sen benim babamsın.Ben Sütlü Nuriye’ den doğma, senden olmayım.Beni yıllarca teyzem Huriye büyüttü.Benim hiç babam olmadı baba.Diğer çocuklar Türkiye’ yi istila etmek ve insanlarınızı yok etmek üzere yetiştiriliyorlar.Teyzem bana bütün gerçekleri anlattı.Beraber Türkiye’ye geldik.Uzayda İnfial yaratmamak için teyzem ufo ile geri döndü.”
“- Bu trafik kazasında ölenler kimdi peki?...”
“- Teyzem Yolda bir trafik kazası görünce beni arabanın arkasına koydu.Bir düzmeceydi...”
“- Evet şimdi hatırladım.Göğü izlerken birden alçak uçan bir uçak inmeye çalışıyordu.Etrafta garip bir gürültü vardı.Bunun havaalanına inmeye çalışan arızalı bir uçak oldugunu düşündüm tersim yapıyordu.Fakat sen oniki yaşındasın.Oğlum olman için büyük bir yaş ve bu imkansız.Ben altı sene önce ilk birlkiteliğimi uzaylılarla yaşadım?...”
“- Bizler bir yılda iki yaş ilerliyoruz biliyorsunuz.Altı yılda eder oniki yaş...”
“- Ah evet.Bunu unutmuştum.Sizin gezegenin dönme hızından dolayı çabuk yaşlanıyorsunuz.Deden Prof.Dr.Samicicio sizi ikiyüz sene yaşatmayı planlıyordu.Bizim yaşımıza göre yüz yaş eder...”
“- Diğer kardeşlerim hedefe kilitlendi.Türkiyeyi ileride istila edecekler.Bunu sana haber vermek için geldim.Ayrıca seni çok merak ediyordum.Huriye teyzeme durumu anlattım.Benim seni tanımamın en tabi görevim olduğunu söyledi.Konsülden habersiz beni bir haftalığına buraya bıraktı.Annem benim şu an teyzemin evinde misafir olarak kaldığımı sanıyor...”
“- Neden başka bir ülke değil de Türkiye?...”
“- Türkiye dört mevsimin yaşandığı bir cennet.Asya ve Avrupa arasında bir köprü vazifesi yapıyor.Üç tarafı denizlerle kaplı güzel bir yarımada da ondan.Bu ülkeyi istila edersek, dünyayı yok ederiz.”
"- Oğlum...Evet sen benim oğlumsun.Baba de bana baba...Baba de bana baba..."
"- baba..." dedi ve birbirimize hasretle sarıldık;
"- Sakın uzaylı olduğunu eşim Nur ve annesine belli etme oğlum.Tamam mı?..."
"- Tamam baba.Sen bizim babamızsın, sen ne dersen o olur..."