+ Konuya Cevap Yaz
Sayfa 3 Toplam 39 Sayfadan BirinciBirinci 1 2 3 4 5 13 ... SonuncuSonuncu
Toplam 389 adet sonuctan sayfa basi 21 ile 30 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: NiL_Cen_AY_Giz'in şiir defteri

  1. #21
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    Sana gel diyemem
    Ben kendimden gideli çok oldu
    Yüreğime ayazlar vurdu
    Şarkılarım öldü benim bugün
    Ve ıslak bir cama vurdu çocukluğum.
    Küf kokan bir gece devriliyor üzerime
    İçimdeki kentler darmadağın
    Dilimde ıslatmaya kalktığım cümleler hayatın akışında


    işmanlıklar ayak bağım keşkeler için artık çok geç..
    Belki sabahlarım nedenler ile dolar taşar
    Ve bir soru işareti olurum kendimde.
    Belki de kıyametler koparırım kendimde kim bilir.

  2. #22
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    Anlaşılamamak



    Anlaşılamadığından söz ediyorsun
    Arayışlarım anlaşılmak için diyorsun
    Anlaşılmak ne demek sence?
    Aynı dili konuşuyorsun,
    Aynı sözcükler dökülüyor dudaklarından
    Sorun sözcükler değil bence...
    Üstelik sözcüklerin anlamını
    herkesten iyi biliyor ve kullanıyorsun
    Bir şeyi tarif ettiğin zaman
    Öylesine yerinde ve öylesine can alıcı noktadan
    Yakalıyorsun ki konuyu
    Hayranlık duymamak mümkün değil...


    Hayır! sorun ne sözcükler
    Ne de kullandığın dilin şeklinde...


    Senin arzuların var insancıl
    Doğanın gerektirdiği şekilde
    Öylesine derinden hissedebiliyorsun yaşadıklarını...

    Sorun sözcükler değil canım
    Sorun toplumun beklentisinde!




    Bilinçsizce tatbik edilen
    Birlikte yaşama kuralları
    Sana aykırı gelen...
    Yaptığın küçük bir espride bile
    Kapılar kapanıyor,
    Perdeler indiriliyor
    Gerçeği görmek istememenin
    Korkusuna bürünüyor insanlar
    Alıştıklarının güvencesi içerisinde
    Tanıdıkları köşeye çekiliyorlar
    Buz üstünde kaymak korku veriyor
    Zira buna alışmamışlar
    Her zaman düşme tehlikesi var
    Bilinçsizce öğrenilenlerin emin ellerinde
    yaşamayı tercih ediyorlar


    Yeni başlamıyor bu masal
    İnsanlık tarihi bunu hep yazar


    Doğru olsa da, öğrenilmemiş
    Alışkanlık olmamış duygular,
    Davranışlar, gelişmeler, olgular,
    Yüreklerine hep korku salar
    İnsanların ve her canlının...
    Köşelerine çekilip izlerler
    Merak dahi etseler
    Bir ya da bir kaçı cesaret bulup
    Yanına gelinceye dek sürer bu kaçış, bu saklanış...


    Korku gülüm, korku yatar bunun altında...


    Bilmezler ki atılan her yeni adım
    Yeni bir şans,
    Yeni bir yaşam,
    Yeni bir başlangıç demek...
    Riziko her zaman var
    Yaşam kendi içinde bir riziko,
    Bir oyun olduğuna göre
    Rizikosuz yaşanılır mı sence?


    Hep ilkler vardır
    Ve ilk adımı atanlar

    Senin gibi, benim gibi, bizim gibi...
    Ancak onlar sayesinde
    Mümkün olur arzulananlar
    Ama bunların sayısı azdır


    İşte nadir olmanın, cesur olmanın, öncü olmanın
    Bedeli de bazen anlaşılamamaktır.....



  3. #23
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    BABA

    "oy nur-canım nur-canım" adlı
    parça çalıyor radyoda
    oldukça hareketli
    benimse yüreğim kabarıyor
    bulutlar gibi yüklü ve bereketli
    üzerini örten toprak yeşerirdi
    böylesine yağsaydı yağmur baba...


    BABA!
    sevdiğim bu sözcük
    her sene bugün, babalar gününde
    dağlayacak yüreğimi bundan böyle
    senli günleri hatırlatacak bana...


    sen işten gelince
    on basamaklı merdivenin
    en tepesinden
    kucağına atladığımı anımsayacağım birden
    ilk basamağın başında
    beni şefkatle yakaladığına şahit olacak
    ölesiye güvenmişliğimi yaşayacağım
    her sene bugün yeniden...
    kollarını açarak "gel kızım" derken sen
    minicikti kucağına atlayan ben
    böylesine güvenmemişti bir başkasına
    kendisine bile baba...
    güveni sen öğrettin bana
    korkusuzca atılabilmemi sağlayan
    bu güven duygusu için
    ömrüm boyu müteşekkir kalacağım sana
    ve
    her sene bugün yine atlayacağım kucağına
    o çocukça sevinci duyarken
    bir an olsun tereddüt etmeden
    tüm inancımla
    içime kazıdığın
    silinmesi imkansız o cesaretle
    kucağına atlayacağım yine,
    nerde olman fark etmez bile
    yaşattıkların zaten içimde...


    tek üzüntüm nedir biliyor musun baba:
    ben seni tutamadım
    seni tutamadım hayatta....


    şarkılarını duyar gibiyim şimdi
    bana huzuru anlatan sesin kulaklarımda
    henüz doğmadan duymaya ve sevmeye başladığım
    dinlemeye alıştığım en güzel sesti
    senin sesin
    bir daha asla duyamayacağım
    hayallerimin dışında ...


    babam benim
    sevdiğim
    içimde taşıdığım diğer yarım
    içimdeki erkeği sevmeyi öğrendim sayende
    sevgiyi öğrendiğim gibi
    insanları sevmeyi öğrendiğim gibi.
    seni seviyorum yaşam kaynağım
    ve senin gibi yaşıyorum şimdi,
    nerde olursan ol ne fark eder ki...
    karşımda değilsin belki ama
    varlığımdasın baba
    sevgim ve nefesim gibi
    nerde olursan ol ne fark eder ki...


    ölüm, sevgisiz bir yaşama tercih edilecek kadar asildir baba
    saygı duyuyorum kararına!
    bir yıldız gibi kayıp geçtin
    ama sonsuza dek parlayacaksın
    içimin karanlığında
    babalar günün kutlu olsun!
    seni seviyorum baba!

  4. #24
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    Git

    Demek gidiyorsun...
    Ben bunu hakketmedim!
    Ne varsa aşka ve cesarete dair
    Sırtlayıp o büyük yangınınla gidiyorsun demek!!
    Git........
    Oysa
    Sen öğretmen çıktığın yıl
    Vurup alnıma kavgayı
    Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı
    Akşamlarım olmuştu ve kuduz gecelerim
    Göz yaşlarım ağlarken
    Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime
    O gün bugündür tetikte bir ömrün son kurşunusun
    Hiç aklıma gelmezdi gülüm
    Buda bana ders olsun!!!!
    Demek gidiyorsun...
    Böyle olsun istemezdim oysa!!
    Hazin vedaların bu baş dönmesi
    Cellat kırmızısı bir hüsrandı yollarda.
    Sen öğretmen çıktığın yıl
    Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler
    Eyvahhhhh.......
    Esmer bir ağıdı bileylemişsem
    Cinnetin ucunu yakmışsam bir kez
    Cehennemin nizamiye kapısındaysam
    Ateşten bir nehre dönen bu isyan
    Hep o gül yangınına kanat çırpar
    Ve en korsan şarkılar yüzünü şarapla yıkar.
    Gidiyorsun demek...
    Ben bunu hakketmedim!!
    Ne varsa aşka ve cesarete dair
    Sırtlayıp o büyük yangınınla git.
    Hadi durma,gençliğimin vebalini,
    Ve sevgisiz hayatımızın bedelini ödemeden git..
    Bu şiiri sana armağan ettim
    Yanına almayı unutma sakın
    Issız gecelerde okur ağlarsın
    Kimseler görmese de kanarsın gülüm
    Neler çektiğimi o gün anlarsın!!!
    Sonbahar yağmuruyla ıslandım sokaklarda
    Ağladım ikimize senden çoook uzaklarda.
    Şimdi hüzün makamında bütün şarkılar
    Bu yorgun ses,bu kör lamba,bu ateşi sönmüş soba
    Tanığıdır yalnızlığın, pişmanlığın tanığıdır.
    Çünkü, çünkü benim kitabımda, aşk bir defa yaşanır..
    Demek gidiyorsun...
    Git..........................
    Bir yanda ölümün alnındaki ter
    Bir yanda suya düşen sardunya
    Ve sabahın saçlarındaki kırağı kadar ışıyorsun
    Hadi durma,
    Sırtlayıp o büyük yangının vebalini
    Ve sevgisiz bir hayatın bedelini ödemeden git.
    Bilirsin, gecenin en karanlık olduğu an
    Sabahın en yaklaştığı zamandır
    Ve hiç bir şey hakkında bildiğimiz her şey
    Aslında YALANDIR....
    Demiştim ya...
    Sen öğretmen çıktığın yıl
    Vurup alnıma kavgayı
    Simsiyah bir süt gibi yaprak dökmüştü dar ağacı,
    Hüzün sarısı yapraklarını
    Akşamlarım olmuştu, kuduz gecelerim
    Göz yaşlarım ağlamıştı
    Bir uzun yolculuk düşmüştü peşime
    Çırılçılgın bir ağaca soyunmuştu vişneler.
    Demek gidiyorsun...
    Git...
    Bu şiiri sana armağan ettim
    Yanına almayı unutma
    Belki soban sönmüş, kitabın bitmiş, dizlerinde battaniye
    Yalnızlığın iç çekişini duyarsın
    Paketteki son sigaran
    Ve titrek bir mum alevi hüznüyle geçmişe dalarsın
    Kimseler görmese de kanarsın gülüm.
    SENDE YANARSIN ??????

    - Fatih Kısaparmak-

  5. #25
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    Hiç Bir insani unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insani hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mı hiç?




    Hani ölmüş gibi, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi,her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip ama aslında hiç gelemeyeceğini de bilmen gibi.

    Ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek, ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması artık o insanın sana, ne kadar katlanılmaz bir
    gerçek değil mi sen hala bu kadar sevgili iken?

    Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemiğini yakarcasına özlemek. Çok kötü değil mi?
    Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu işitememek, artık sonunun

    “Pi” hali değil mi?

    Biliyorsun değil mi? Ne kadar umutsuz bir arayıştır o, kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek, belki su an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yaşamak ne zordur değil mi?

    Ne kadar eritir insanı fark etmeden. Sende biliyorsun değil mi bunları.
    Bir sinema koltuğunda sende iki kişi gibi oturdun mu hiç? Hiç iki kişi gibi zevk aldın mı bir konserden yalnız başına. Güzel bir cafe keşfettiğinde, güzel bir film seyrettiğinde, güzel bir şarkı dinlediğinde güzellikleri oranında eksik kaldıklarını hissettin mi paylaşamadığın için onunla.

    Bir barın kalabalığında hiç yarım vücudunla sallandın mı ortada? Hiç iki kişilik beyninle yarım insan olabildin mi?
    Baktığında aynana sadece yüzünün bir yarısını gördüğün oldu mu hiç?

    Sana hayatındaki en büyük yoksunluğu yaşatandan nefret edemediğin zamanlar oldu mu hiç?

    Gözünün içine baka baka kolunu bacağını kesen bir insanın yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildiğin zamanlar oldu mu hiç?

    Hayatta inandığın bütün değerlerini altüst eden birisine aşk şiirleri yazabildin mi?
    Onu içinde korumanın seni yok etmek olduğu zamanlara feda oldun mu hiç?

    İçinde ağlayan çocuğa umut şarkıları söyleyemediğin, özlemini, susuzluğunu, açlığını gideremediğin zamanlar oldu mu hiç?

    Kanayan yarasını gördüğün ama merhem olamadığın zamanlar. Gücünün, hani o tanrısal gücünün bir çocuğun ağlamasını
    susturamayacak kadar olduğunu gördüğün zamanlar oldu mu hiç?
    Hiiiiiiiç…. Hiiç… hiç… bir hiç..

  6. #26
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    “O” sen değilsin artık ayyüzlüm
    Senin kirletemeyecegin bir aşk umudu
    tüter kandillerimde
    Sana dairlerden arınmış bir aşk


    İçine senin gözlerini katmayacagım,anılarımızı


    sıkıştırmayacagım,senli düşlerden arınmış,
    seni unutmayı


    Başarabildiğim bir Aşk..!

  7. #27
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    Büyük aşk, büyük nefret/Elif Şafak

    “ŞİMDİ sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi gerekiyor mu?” diye sormuştu Nâzım Hikmet, o muazzam ve duru üslubuyla. Halbuki bugünün aşklarını görse ne derdi acaba? Bugün ellerde teraziler, adeta gramla tartılıyor aşk. 160 gr sevgiye karşılık 160 gr sevgi alınabilirmiş gibi herkes verdiği kadarını istiyor. Seven erkek mutlak itaat, mutlak hâkimiyet bekliyor. Zihinlerde bir denklem var sanki. Denklem karşılanmadı mı tüm formül bozuluyor. Ve işte o zaman bir de bakmışsınız ki aşk bitmiş, nefret başlıyor.

    Ne çabuk geçiyoruz bir uçtan bir uca. Sevdiği kızı başkasıyla gezdi diye bıçaklayan liseli öğrenciler… Eski eşlerini kendilerine dönmedi diye silahla tarayan öfkeli kocalar… Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen dostlarını, basit bir ağız dalaşıyla başlayan kavgalarda öldüren delikanlılar… Vaktiyle çok sevdikleri, belki de en çok sevdikleri insanları bir adımda, bir kurşunla harcayıverenler…

    Birbirinden ayrı gibi görünen bütün bu şiddet haberleri arasında bir ilişki var. Hepsinde ortak olan nokta, yoğun bir aşktan yoğun bir nefrete geçebilmekteki süratimiz.
    Bir yandan şarkılar çıkıyor piyasaya, ardı ardına. Hepsi de aşk üzerine. Sözler benzer, iddialı. Diziler çekiliyor peş peşe. Gene hepsinin ana teması “büyük aşk”. Ama televizyonu kapatıp kendi hayatlarımıza döndüğümüz anda, ne yazık ki “büyük aşk”tan anladığımız aslında “büyük ego”. Biz elmanın da muhakkak bizi sevmesini bekliyoruz.

    Yetmiyor. Elmanın hayat boyu sadece ve sadece bizi sevmesini, varlığını bize adamasını, biz ne dersek harfiyen yapmasını istiyoruz. Biz aşkı, egomuza hizmet etmekle yükümlü bir kâhya bellemişiz adeta. Ve bu yüzden işte, aşktan nefrete bu kadar çabuk, bu kadar kolay savruluyoruz.

    Anadolu’da bugün bile anlatılan eski bir aşk hikâyesi vardır. Ben bunu birkaç ayrı tasavvuf sohbetinde bambaşka insanlardan dinledim. Derler ki, vaktiyle Siirt Tillo’da bir tekkede mürit, tasavvufa gönül vermiş bir zat yaşarmış. Temiz, saf, güzel gönüllü bir genç adammış. Gel zaman git zaman âşık olmuş, hem de sırılsıklam. Karşılık da bulmuş. Sevdiği kız da ona sevdalanmış. Evlenmişler. Mutlu seneler geçirmişler. Ne var ki bir zaman sonra karısı dikilmiş karşısına. “Ben gitmek istiyorum” demiş. “Şu yolların ardında başka ne yollar var görmek istiyorum. Sana âşık değilim artık. Bir başkasını gördüm, ona aktı yüreğim. Onunla uzaklara gitmek istiyorum.”

    Mürit öfkeden deliye dönmüş. Aklından ilk geçen şey, karısını öldürmek olmuş. “Bana yâr olmayacağına göre kimselere yâr olmasın” diye geçirmiş içinden. Kapanmış eve, planlar yapmış kendince. Kimseyle konuşmaz olmuş. Derken bir sabah şeyhini kapıda beklerken bulmuş. “Hakiki âşık” demiş şeyh, “sevdiği insanın mutluluğunu ister. Âşık kişi, sevdiğinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyar. Gerçekten seven insan, özgür bırakır. Sahiplenmek, hak iddia etmek, can almak, can acıtmak, âşıkların tutacağı yol değildir… Düşün. Düşün de öyle karar ver. Ve bil ki vereceğin karar, senin gerçek sınavındır.”

    İşte o zaman mürit için çetin bir iç muhasebe başlamış. Günler, haftalar boyu nefsi bir yana çekiştirmiş, yüreği bir yana. Sonunda bir sabah fırlamış yataktan. Açmış tüm pencereleri, kapıları sonuna kadar. Işık dolmuş içeri, efil efil rüzgâr. Dönmüş karısına, “Dilediğin yere git” demiş usulca. “Ben hakkımı sana helal ettim. Sen de bana helal et, öyle çık yola.”

    Bu hikâyeyi ilk duyduğumda bir masal gibi dinlemiştim. Gerçek olamayacak kadar romantik… Ta ki böyle insanlar tanıyana kadar. Onların öykülerini gazeteler yazmıyor, televizyon duyurmuyor. Ama bu ülkede üçüncü sayfa haberlerinin atladığı “büyük aşk” hikâyeleri de yaşandı, yaşanıyor.

  8. #28
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    Iyi bilinen bir konusmaci, seminerine 20 dolarlik bir banknotu göstererek basladi. 200 kisinin bulundugu odaya, "Bu parayi kim ister?" diye sordu ve eller kalkmaya basladi ve konusmaci "Bu parayi sizlerden birine verecegim fakat öncelikle bazi seyler yapacagim" dedi. Parayi önce burusturdu, ve dinleyicilere "Hala bu parayi isteyen var mi?" diye sordu, eller yine havadaydi.

    Bu sefer, konusmacu "Peki bunu yaparsam?" dedi ve $ 20 i yere atti onun üstüne basti, ezdi, pisletti ve para simdi pis ve burusuktu, fakat eller yine havadaydi ve o parayi herkes istiyordu. Ve konusmaci söyle dedi "Arkadaslarim burada çok önemli bir sey ögrendiniz. Burada paraya ne yaptiysam hiç önemli degil onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptigim seyler onun degerini düsürmedi, o hala 20 dolar!"

    Hayatimizda çogu kez verdigimiz kararlar veya hayat sartlari nedeniyle hirpalanir, canimiz acitilir, yerden yere vuruluruz, kendimizi kötu hissederiz, fakat ne oldugu yada ne olacagi önemli degil, hiçbir zaman degerimizi kaybetmeyiz, temiz yada pis, hirpalanmis yada kirilmis, bunlarin hiçbiri önemli degildir.

    Seni sevenler senin ne kadar degerli oldugunu her zaman bileceklerdir, hayatimizin degeri ne yaptigimiz, veya kimi tanidigimizla degil kim oldugumuzla alakalidir.

    Sen mükemmelsin, bunu asla unutma. Her zaman elinde olanlari düsün olmayanlari degil...
    __________________

  9. #29
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    --------------------------------------------------------------------------------

    Hiç yokken hayatına giren insanlar..
    Hiç gereği yokken dününü yarınını ayını belki de yıllarını alırlar.
    Hiç gereği yokken gece gündüz aklından geçen her düşünceye bulaşırlar.
    Hiç gereği yokken seni istemediğin kadar mutlu ederler..
    Hiç gereği yokken hayatını değiştirirler belki de eski hayatını unutturacak kadar değiştirirler.
    Hiç gereği yokken hayatına girenler yine hiç gereği yokken hayatından izinsiz çıkıp giderler !

  10. #30
    Cezalı Üye NiL_Cen_Ay_Giz is on a distinguished road
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Nereden
    Bursa
    Mesajlar
    2.800

    Standart

    İçinden çıkamadığım yollarda geçer oldu vaktim. Ve ben senden çıkıp başkasına gittiğime inandıkça, sana geri döner oldum. Meğerse senden başkasına gidemezmişim de kendimi kandırıp uyanır olmuşum.
    En büyük rüyamken, en geniş gerçeğim olmuşsun.

    Ertesi günün sabahında ne olacağını bilmeden harcadığım vaktimdin. Bir an mutlulukla hayal kurarken, o anın sonunda ağlar oldum. Göz yaşlarımı kurulamaya bile mecalim kalmadı.
    En büyük sevincimken, en acılı göz yaşım olmuşsun...

    Bir gün beni sevmen için dua ederken, duamın sonunda vazgeçer olmuşum senden. Bir an sağlığını umut edip caymışım sonra.. Rüyalarımdan bile korkup sadece iyiliğini düşünmüşüm de birden alışmışım sızına.
    En büyük sevgimken, en güçlü nefretim olmuşsun...

    Senin için her şeyden vazgeçip beklemişim günlerce, aylarca. Güneşin doğuşuna şahitlik edip batarken sadece seni düşünmüşüm de, bir yerde pes edip batmak istemişim senin için.
    En büyük gücümken, en onursuz utancım olmuşsun...

    Her yaptığını, aldığın her nefesi savunurken ve hep arkandayken harcamışım bir avuçluk onurumu. Her söze karşı savunmuşum seni de yüzsüz kalmışım. Utanmamışım hiç sövmüşüm yüzüne.
    En büyük yandaşımken, en büyük düşmanım olmuşsun...

    Gözyaşlarını silmek için beklemişim gecelerce, sabaha kadar senin derdin için gözyaşı dökmüşüm de,ben mutsuzken sen dinler olmuşsun. Sonra sebepsiz, yoktan yere vazgeçmişsin benden.
    En büyük dostumken, en kimsesizinden hiç olmuşsun...

    Kim olduğunu, kim olacağını çözemedim daha ama , nolur acısa da yaralarım ağlasam da gecelerce; bir önceki iyilik için sen sabret bana, kol kanat ger yalnızlığıma.
    ve sen sen ol sakın

    .. gitme..

+ Konuya Cevap Yaz

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok