Guguklu bir saatin yelkovanından,
Tozlu bir sesti duyduğum...
Tam konuşacakken kendi kendimle,
Susuverdim birden!
Oysa
Gittin gideli kan uyuştu parmaklarıma,
Ve... Ağlaya ağlaya gözlerimden oldum!
Zimmîlerin Kanlıbahçe sokağıyla,
Bir mermer sunakta takdis oldu Ahçik!
Ve... Bir yanık Sivas türküsü yaktılar adına...
Devreyle günü, öbür güne Meryem'im!
Sabah ezanı ile örselenmiş bir vakit saladan,
Her maviye bulanmış yol sana çıkmasa da,
Ahdamar'dan, Akdamar'dan Ah Tamara'dan!
Oysa O günden beri
O Kilise sokağında,
Ellerimde bir beyaz güvercin,
Ellerinden su içiyordu...
Pirinç bir şamdanda
Ağlayan bir mum
Canımı yakıyordu!
Ben henüz on yedisinde bir delikanlı,
Sen ihtiyar bir çocuktun!
Biz ne taş medreseler gördük gençken,
Dolunaya meftun bir gecede,
Gözlerimi gözlerimden aldı gözlerin!
Ve... Hiç tanımamış bir sokakta,
Öylece,
Boşlukta kalakaldı sözlerin.
Sen;
O narin başını öne eğip,
O sarışın meltemlerle
Ege kıyılarının,
Sivaslı yıldızlarını koynunda mı sakladın?
Oysa sen şimdi,
Siyah beyaz filmlerde kaybolmuş,
'Yalnızlar Rıhtımı'nda bekleyen
Siyah beyaz bir sevdadır adın...
Ben;
Uçurtmalara salıverip mevsimleri
O zeytin bakışına tutulacaktım!
Sen Akdeniz kadar narin,
Ben Karadeniz kadar hırçın,
Dalgalarında kaybolacaktım.
Düşen her iğde tanesiyle
Artık, uykularımı sende bıraktım.
Sesimi duyarsın diye belki,
Kül rengi gecelerde, senin için!
Yazılmamış şiirler yazacaktım.
Artık durmayacağım buralarda,!
Sabrımda,takatimde kalmadı zaten,,
İşte gidiyorum,,
Nazlı gelin mutlumusun,söyle..mutlumusun..?
Kabuslar yaşamayacaksın artık,
Şiirlerde okumayacağım sana,
Artık görmeyeceksin beni,
Sesimi nefesimide duymayacaksın,bundan sonra,
Hani derdim ya hep bir gün gideceğim diye,
işte,işte gidiyorum,
mutlumusun söyle..?
Adını,sanını duymadığım,bilmediğim,
uzak illere,eller.. ellere
Çok çok uzaklara
Sana kokumuda getirmesin rüzgar..!
Herşeyimi bıraktım sana..
işte gidiyorum..
Baharlarda,yazlarda kalsın sana.
Zaten baharımda hiç olmadıki..
Yazların hep yaktı beni,nazlarınla.!
Güllerinde kokmadı,
İşte gidiyorum.. gidiyorum.....
Artık şiirlerde yazmayacağım adına,
Kelimelerde artık uzak duruyorlar bana,tıpkı,..........!
Satırlarda çoktan veda ettiler zaten,ayrılıklar gibi..!
işte gidiyorum,mutlumusun söyle,
söyle allah aşkına..?
işte gidiyorum.. gidiyorum..
Gözün aydın gidiyorum buralardan.
Veda etmeye bile gerek yok artık.
Sevdalarım sende kalsın..
Kederlerim ve hatıralarımla ben kalayım baş başa.
Belki teselli bulurum,
şu deli yüreğime,gittiğim yerde,
Kim bilir belki benim gibi,
dertli taş olurya bir köşedE,
BAĞRIMA TAŞ BASACAĞIM...
Irak illerde,
Kalmayacağım artık,olmayacağım seninle,!
Deki ben öldüm,
Hayatından sıyrıldım..!
Demesemde ELVEDA
İşte işte gidiyorum...
Ruhuma bilinmezden öte geldin
Yaşanmışlıklarım vardı
Unuttu seni görünce
Sır gibi yağmur damlası gibi
İnce ince,
Yırtık uçurtmalarım vardı
Ama senin narin esintilerine aşık olmuş ki
Suskunluğundan vazgeçti o da
Hep kuruydu dillerim
Susuzluğum sanaydı anlayacağın
Dillerim de sevmişti adını
Aşk diyebildiği senin adındı yalnızca...
Keşke kadar boşuna icat edilmiş
Bi kelime yok şu dünyada
Ama sana dair keşkelerim olmasaydı keşke
Zaman seninleyken
Sende o zaman benimle olsaydın
Seninle zaman gerçekken
Sen hep gerçek kalsaydın
Şimdi yalan zamana dönüştürmeseydin,
Senin adın yalan aşk olmasaydı...
ben sana yetimliğimle kaldım elimde bestesi yitik güftemdi sevdan
bu gönül senden geçermi
ateşimde sensin
külümde sen
bu can canandan gidermi
dumanımda sensin
gümanımda sen
dökülmek vardı hani bir ırmak boyu sana
her zerrem bulaşmalıydı varlığım varlığına
hiçliği yok etmek yıldız kümelerinde,
yakamoz düşse gözlerine
ben revan olurdum tüm yüreğimle
hazan desem bahar dalı olurdu saçlarında
bir köveng bin lahza adım
bir yokluk düş eser
zemheri sığmaz düşüme can buz erir sevdamdan
gülüşüm düşmez yüzüme can..
bakışım değmez gözüme can..
can..can..
ömrüm ziyan
elim üryan
ahım figan
sözüm giryan
ömrüme ömür
söylermlerime guhur
can ..can
sevdana yansam
gadanı alsam
yüreğim hicran
ahraz dilime söz kesik çalar her bakışın dil olur çözülür benlikte
savurgan deli poyraz olsam essem narin teninde
söz susar
bakış konuşur
her söylemimde senden bin eser
seninler her geceyi bir gece önce yaşamak vardı
gözlerimzde ahmak ıslatan yağmurlarında bin türlü sevinç
neşesi yitik zamanları yakmak vardı en zerdüşt ateşlerde
inançlarımıza katıksız yeni inançlar katmak vardı
hasret gibi
özlem gibi
her mevsimi bahar tazeliği diyerek elele yaşamak
her eylülü hüzün ekleyip ağlamak göğüs kafeslerimzde
sen= ben olmalıydın ben =sen
bizliğe yeni baştanlık ulamak vardı can
can tensiz ten cansız olmaz alaz vuralım sevdamıza
sen can ol ben ten
aşk kıracında yeşil canten olalım
[B]Aşk,
Yaşamımdan aniden
Bir lodos fırtınası gibi geçti.
Gözgözü görmedi, çatılar uçtu.
Ağaçlar devrildi, seller çoştu.
Ve aniden gidiverdi
Geldiği gibi
Yüreğim çıkabilirsin saklandığın yerden
Tehlike geçti.[/B]
Her köşe başında bir yalnız her yalnızın kucağında sefil bir ayrılık
Doğurmadığı
DöllemedIği
Bir sevdanın ilentisi bütün limanlarında
Ayrılık satıyor...
Mavisi bulanik gökyüzünde çırpınan sahtekar bir martı
Kanadında şiir döküntüsü bir sevda
Balık çalıyor...
Rakıya nazire bira kokuyor meyhane önleri
Ara sokaklarında,
Keskin bir bıçağın katil ucu,
Dudak uçlarında biriken
Bütün şarkıları
Kesip atıyor...
Yoklugun vahşi kollarında hırpalanmış bir çocuk bedeni
Kendine bile yabancı ellerinde
Dikenleri ayıklanmış güllerin masum kırmızılarında
Hayat arıyor...
Saray önlerinde sahipsiz bir tarih
Kendi ağıtsal dalgalarında
Çırpınıyor,...
Bütün minarelerinde inançlar özgür,bütün taşlarında kutsal ayak izleri
Mezarlıklarında
Yaşayan bedenlerin sahipsiz cesetleri...
İstanbul
Dilimin ucunda ıslak bir özlemsin sen
Sevdamın hücresi
Annemin doğduğu
Babamın yok olduğu
Kaypak şehir...
Şimdi kara gözlerin hasretinde uykusuz
Güneşin yangın
Bulutun zehir...
Alev alev yakıyorum seni düşlerimde
Küller kadar çok öfke savurduğum
İçimde mahsun k/adın
Her sokağın sel,her dönemecinde kahreden
Hasret
Sana dağılıyorum....
"Yıldızlar yağsın üzerine emi İstanbul
seni çok seviyorum"...
dün peri kızına
evet dedim evet
yaşarım aşkı senle
üstünde orman renklerinden alınmış
fırfırları denize dalga dansını öğreten
g/özlerinde umuda parlak bakışını
kaybetmiş sitemler vardı
sarındım geceyi ve onu kendime
bilseydim
öylece kayıp gidecek ellerimden
ya geceyi ya ellerini bırakmazdım
ten sokaklarının yalnızcalığında
şarkılardan kazıdım sen çıkan sözleri
sözsüz çalsın
sen zaten hep varsın bir yanımda
ve bu kez şarkılar hüzne değil
hayalimdeki sen'e çalsın
çocukken babam hiç bıramamıştı ellerimi
köpru altlarına hiç düşmedi muhtaçlığım
gökyüzü hep mavi değildi belki
ama hep öyle görürdüm
mutluydum ya
sen'in eksiliğini çalan zamanlara büyüdüm
oysa senle denizde solan günbatımları düşlerdim
gözlerimi zorlamadan açtığım sabahlar
bahçesinde cezair menekşesi olan bir ev
bir zeytin ağacı olsun gölgesinde solgun yeşiline kızamadığım
ve başında papatyalardan bir taç
hani yapraklarını fal için ayıklamadığım
ben sen'le ege'nin henüz keşfedilmemiş
bir kıyı köyünde kahramanı sen ve ben olan
dikkatlerden kaçan bir masal olmak isterdim
bilseydim dün gece gideceğini
ellerini hiç bırakmazdım
Seni
Sen diye sevdim
Sensedim ruhumun sen çoğrafyasını
Ne ağır yüktü yakınlık, yanıbaşında
Ne zor geldi uzaklık yürek çapında
Sensedim sevdiğim
Sensedim gözlerinin derinliklerinde
Bir haziran akşamıydı; bitmek bilmeyen bir bekleyişten sonra, yüreğimin derinliklerine gömdüğüm silüetin yeniden çoğalırken görmüştüm hayalini.
Varlığına elzem, seni görmenin şevkiyle eziliyordu benliğinin tutkusunda ki sinem.
Şaşkın yüreğim şehla, ellerim deprem depremdi. Seni bana ulaştıran şifrelerle uğraşırken; kendimce saklamıştım yanaklarımda açan kırmızı gülleri.
Tüm resmi görmek için tıklayın
Ah papatyam, ruhumun sahibi beyaz gül; seninle,
gecenin koynunda ki zaman kekemeydi. Kalbimin atışları aklığın karşısında, sen diye utangaç bir melodiye dönüşmüştü. Makamında ki papatya sevdamı ele vermesin diye çabuk toparlanmıştım. Hâlesine kurban olduğum gözlerinin tam karşısında oturuyordum. Müptela sıklığına hayran olduğum kirpiklerinin gölgesinde ferahlıyordu, depremine tutulmuş ellerimle bedenim.
Kâinat beni kıskanıyorken; temiz ve gizemli yüzünün efsunuyla nasıl konuşacağımı, nasıl davranacağımı unutmuştum. Yüreğim, seni görmenin hazzıyla yeniden yeniden eriyordu. Dokunduğum ellerinin zelzelesinde taa ezelden beri sana ait olan ruhum gibi; bedenimde sana sürülmüştü. Gözlerinin derinliklerinde kayboluyorken saatin tiktakları, kalbim teslim ol çagrısına amadeydi.
Tüm resmi görmek için tıklayın
Biliyor musun?
Senden uzaklarda seni eski toprak gibi sevdim. Ölümüne, hayatın labirentlerinde kaybolurcasına. Hep, birini sevmek istemiştim, uzaklardan, baharın tüsey papatyalarından delicesine. İşte o sendin. Kalbimin armasında açan papatyam sendin; karşımda, oturuyordun.
Bu anı değerlendirmek olur diye ve senden uzaklarda olduğum vakitlerde yanıbaşımdaymışsın gibi yansıyan meltem kokunu, bedenim toprağa kavuştuğunda, şark-ı diyar rengini mahşere taşıyabilirim diye, zora ki dokunmuştum iklim teli kıvırcık saçlarına. Ütopya inancın içerisinde seni bir kez daha sevmiştim, sıcak tenin için değildi bu inan. Seni gecelerin yorganında aba olarak sevdiğim gibi.
Yollar, ayrılığın saatini yelkovana yüklüyordu ki;
sıcak gülüşüne hayranlığım tamamlanmadan, gecenin loş karanlıklarına vuran, rahmet damlalarının bereketiyle, gelecekte yeniden açmak için kaybolmuştun. Hasretliğin özlem heybeleri hüzne dönerken, ben de sadece, yüreğimi dağlayan gidişin, sevdamı söken mühürlü dilin, gülümseyen dudaklarının hüzmesinden süzülen aydınlığın ve yudumladığım paklığın kalmıştı.
Azizim,
yolda da olsan, kapat bari, bana o bin yürek bağışlayan gözlerini; papatya beyazlığından bûseler gönderiyorum, poyrazlarla üşütme kirpiklerine konarken. Onlara yasak koyma.
Kondular bak! ! Sıcacık!
sevmek; senle iken yere daha sağlam
basabilmekse eğer,
sevmek; yokluğunda seninleymiş gibi
hissetmekse eğer,
sevmek; hayallerine senide sokabilmekse eğer,
SENİ SEVİYORUM
* * * * *
sevmek; yatağa uzandığında, seni düşlemekse eğer
sevmek;sen üşüdüğünde gölgemle
seni ısıtmaksa eğer,
sevmek; sevdiğini çıklık çığlığa söylemekse eğer,
SENİ SEVİYORUM
* * * * *
sevmek; el ele tutuştuğunda kalbinde bişeylerin
kopmasıysa eğer,
sevmek; gözgöze geldiğin de hiç kıpırdamadan
bakabilmekse eğer,
sevmek; kalbini kalbinde hissetmekse eğer,
SENİ SEVİYORUM